ÜCRETSİZ KARGO

CHİSENTİ / SİNEMA Diriliş (The Revenant)

Yazar yonetici2 16/07/2017 0 Yorumlar

 

Filmi Yorumlayan  : 

Sedat AKTAŞ/Hacettepe Üniv./Öğrenci 

 

Doğaya Teslim Olmak :The Revenant

Alejandro Gonzalez Innaritu’nun kitaptan uyarlama olan 6. uzun metraj filmi The Revenant(Diriliş). Innaritu’nun bir önceki filminde en iyi yönetmen ve en iyi film oscarını almasından sonra, son fimiyle çıtayı biraz daha yükseltmişe benziyor.

                Hayvanları avlayarak postlarını satan bir grup içinde bulunan Hugh Glass, bir gün tek başına avlanırken ; silahını ise bir ayı yavrusuna doğrultmuşken, anne ayının saldırısına uğrar ve ölümcül yaralar alır. Gurubu kendisini kötü karakter olarak nitelendirebileceğimiz birine emanet ederek, yollarına devam ederler. Bu kişi Fitzgerald’tır. Fitzgerald kötü adam olmanın verdiği hakkı kullanarak , önce Glass’ın oğlunu öldürür sonra Glass’ı açtığı çukura gömer ve grubun kamp yaptığı yere gitmek üzere yola çıkar. Bu dakikadan sonra artık doğadaki hayvanları postları için avlayan Glass doğa için bir av olmuştur, artık tek başınadır. Doğa mı daha acımasızdır yoksa insan mı? Bu sorunun cevabını ise Innaritu filmin tamamına yaymıştır.

                Filmin devamında Glass gömüldüğü topraktan çıkarak bir diriliş yaşar ve intikam duygusuyla Fitzgerald’ı takip eder. İntikamını alana kadar Glass doğayla başbaşadır. Bu sahnelerin bize verdiği mesajı anlayabilmek için ise aslında doğa ve insana bakış açımız nasıl olmalıdır,  biraz onun üzerine konuşmak gerek.

                Doğa aslında iyi tarafından bakıldığında insanoğluna sunulan bir lütuftur. Çünkü doğa bize isteyebileceğimiz ve ihtiyacımız olan herşeyi sunar. Diğer taraftan bakıldığında kutuplarda ve çöllerde yaşayanlar ise oldukça acımasızdır. Bu olaylara şöyle bakmalıyız : doğa bize bir emanetidir. Bu emaneti layığıyla kullabilmek içinse bir şiara sahip olmamız gerekir aslında. Bunun üzerine düşünce Umberto Eco’nun aynı adlı romanından uyarlanan Gülün Adı filminde geçen şu replik aklıma geliyor : “Adso , doğaya hükmedebilmek için önce ona itaat etmeyi öğrenmek gerekir.” Yani mesele emanete hıyanet etmemek. Senin olmayan şeye istediğin gibi hükmedezsin, genel geçer mezu budur. Günümüzde ise bağrında kadim bir yalnızlığı barındıran doğaya karşı tüm nefretimizle ihanet ediyoruz. Makine girmedik orman bırakmaz olduk. Albert Camus “insanın yalnız kalabileceği yerler azalıyor” derken tam da bunu kastetmiş olmalı herhalde veya efsane yönetmen Tarkovski “yalnız kaldığında sıkılan insan” derken,  Camus ile aynı çorbaya kaşık sallıyordu galiba.

                Filme geri dönecek olursak, Glass bu süreçte “yarayı açan iyileştirir” hesabı kimi zaman bir atın karnında, kimi zaman çiğ et yiyerek, kimi zamansa rastladığı başka bir yerlinin yardımıyla doğanın enstrümanlarını kullanarak iyileşmeye çalışır. Yaşadığı olayların etkisinde olan Glass’a güç veren şey ise intikam duygusudur. Ölmek üzere olan bir adamdır ve sırf intikam almak için tüm o çetin yolları teper, intikam almaya çalışır ve Fitzgeraldla karşılaşınca şu soruya muhattap “Tüm o yolu yalnızca küçük bir intikam için geldin, öyle mi?“ .Innaritu tüm filmi intikam duygusu üzerine kurmuştur cümlesini son sahneye kadar kurabiliriz ama son sahnede aslında Glass’ın intikam için o kadar yol tepmesinin koca bir boşluktan ibaret olduğunu ve böyle bir cümle kurmanın ne kadar saçma olacağını anlarız. Çünkü son sahnede Glass’la Fitzgerald kavga ederken,  Glass  “İçim kan ağlıyor ama intikam insanın değil Tanrı’nın ellerindedir” der ve Fitzgerald’ı suya bırakarak yerliler tarafından öldürülmesine izin verir. Yerliler doğayı, doğa ise tanrıyı simgelemektedir Innaritu’ya göre. Yeri gelmişken  bir Fransızla yerli arasında geçen şu repliği de aktarmak gerek :      

– O postlar çalıntı!
-- Hayır. Bizden her seyimizi çalan sizsiniz. Her seyimizi! Topraklarımızı. Hayvanlarimızı.

                Filmin görselliğinden de biraz bahsedecek olursak ; yönetmen filmin çekimleri esnasında, çalılardan kulübe yapıldığı sahnenin dışında hiçbir yerde ışık kullanmamış. Film tamamen doğal ışıkla çekilmiş. Zaten böyle bir çekimle ancak bu kadar iyi anlatılabilirdi. Filmde belgeseli aratmayacak görüntülere rastlıyoruz. Olağanüstü bir görsel şölen var filmde. Onun dışında yakın çekim sahnelerinde oyuncuların nefeslerinin kamerayı buğulandırması gibi olaylara yer vermesi, sanki siz de  o an oradaymış gibi bir hisse kapılmanıza neden oluyor. Görüntü yönetmenini ayakta alkışlamak gerek.

                Filmin hikayesi ,senaryosu hakkında konuşmak gerekirse, görüntülerinin kalitesine göre senaryo biraz yavan kalmış diyebiliriz. Öyle çok üst düzey bir senaryodan veya diyaloglardan bahsetmek mümkün değil ama bunu da yönetmen bilinçli olarak yalnızlığı hissettirmek için yapmış olabilir.

 

 

 

Yorumla